Amerika ve Avrupa piyasalarındaki finansal bozulma büyümeye devam ediyor. Son olarak ABD Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke, bazı küçük bankaların batabileceğini telaffuz etmeye başladı. Finansman sorunlarıyla birlikte; durgunluk mu, enflasyon mu açmazı içine giren Amerika ve Avrupa’nın reel ekonomilerinden de zayıflama işaretleri geliyor. Uzun zamandan beri, bu gelişmelerden Türkiye ekonomisinin kaçınılmaz olarak olumsuz etkileneceğini söylüyorduk. Nitekim geçen hafta Türkiye piyasalarından 1,5 milyar dolar ile 2 milyar dolar arasında bir fon çıkışının yaşandığı haberi geldi. Açıklanan şubat ayı enflasyon verileri (TÜFE %1,29 ÜFE % 2,56) ise son 20 ayın en kötü verileri. Piyasada moraller iyice bozuldu. Öyle anlaşılıyor ki, şimdi cari açığın finansmanı ve özel sektör borç yükünün ödenebilirliği, piyasaları tedirgin eden kırılganlıklar olarak daha çok konuşulacaktır. Çözüm olarak, rekabet gücü artmış, sürdürülebilir yeni bir üretim ve yatırım stratejisi çıkış yolu olabilir.
Daha önce vurguladıklarımızı tekrar edelim: Ekonomik istikrar, sürdürülebilir büyüme ve istihdam için vakit geçirmeden kendi iç dinamiklerimize dayalı yeni önlemler almak zorundayız. Çünkü dövizdeki değer kaybına bağlı olarak ucuzlayan ithalat ve finansman desteğiyle sağlanan küresel olanakların sürdürülebilir olmayabileceği anlaşıldı. Son sinyaller, kurlardaki düşüşün terse dönebileceğini ve gelişmekte olan ülkelere akan fonlarda ciddi daralmaların yaşanabileceğini gösterdi. Gelişmekte olan ülkeler ilave olarak, faiz ve enflasyon oranlarını aşağı çekmede zorluk yaşıyorlar. Türkiye’de birçok iktisatçı tarafından yapılan benzer uyarılar, uzun süre kötümserliğin ifadesi olarak görüldü ve kabul görmedi. Ancak şimdilerde yüksek sesle dillendirilmese de hükümet de bu gerçeği kavramış görünüyor.
Geriye dönüp baktığımızda, mevcut yapıyla ekonomide sağlanan verimlilik artışlarının da sınırına gelmiş olduğumuz anlaşılıyor. Bugün artık, üretim ve yatırım yapılabilmesi için yeni desteklere ve dinamiklere ihtiyacımız bulunmaktadır. Çünkü ekonomik faaliyetlerin üretime ve yatırıma yönlendirilmesi, küresel olumsuzluklara karşı dayanıklılığımızı ve rekabet gücümüzü artıracak en önemli çıkış yolu olarak duruyor. Bunun içindir ki, ekonomiyi değerlendirme toplantılarında ele alınan konuların başında istihdam, üretim ve yatırımları canlandıracak yeni önlemler konuşuluyor. Ancak konuşulanların hayata geçirilmesinde başarılı olduğumuzu söyleyemiyorum.
Zira üretim ve yatırım yapısını değiştirecek çapta bir sürecin başlatılabilmesi için, yapısal reformlara hız verilmesi, bu sürecin yaygın ve yoğun diğer mikro ekonomik reformlarla da desteklenmesi gerekiyor. Uzun süredir tartışılan istihdam paketi deyim yerinde ise arapsaçına dönmüş durumda. İstihdam üzerindeki mali yüklerin azaltılması birçok yönden gereklilik arz etmesine rağmen, bu alanda bir türlü yeni düzenlemeler yapılamıyor.
Bununla beraber, mikro ekonomik reformları tetikleyecek olan araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerine sağlanması öngörülen teşvikler, (sınırlı da olsa) olumlu adımlardır. Çünkü, ancak rekabet gücü ve katma değeri yüksek yeni yatırımlar, üretime, ihracata ve istihdama ciddi katkılar sağlayabilir. Bu nedenle Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesi ve ileri teknoloji yoğunluklu yatırımlara yönelmemiz, beraberinde üretim yapımızda esaslı dönüşümleri de getireceğine inanıyorum. Bu nedenle; yatırım indiriminin, GAP Bölgesine yönelik teşviklerin, serbest bölgelerde KDV istisnasının ve benzeri düzenlemelerin tekrar gündeme alınmış olmasını doğru bulduğumu belirtmek isterim.
Kaynak: İ.Hüseyin YILDIZ, Akşam Gazetesi, 05.03.2008 |